• DOLAR
    $2.023,23
  • EURO
    $0,4249
  • ALTIN
    $29.726,14
  • BIST
    1,0505
Son dakika: Erdoğan ile Biden anlaşmıştı… İbrahim Kalınca duyurdu! Türkiye – ABD ilişkilerinde yeni dönem için harekete geçildi

Son dakika: Erdoğan ile Biden anlaşmıştı… İbrahim Kalınca duyurdu! Türkiye – ABD ilişkilerinde yeni dönem için harekete geçildi


Son dakika haberi… Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri yakından ilgilendiren mekanizma mevzusu ile ilgili mühim bir gelişme yaşandı. Izahat, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalınca’dan geldi. İşte detaylar…

Her yıl dünyanın dört bir yanından on binlerce Müslüman’ı Şikago’da bir araya getiren ve bu yıl 20’ncisi düzenlenen “MAS-ICNA Senelik Kongresi”ne katılmak suretiyle ABD’ye gelen Kalınca, başta Türk-Amerikan ilişkileri olmak suretiyle, gündemdeki mevzulara ilişkin soruları yanıtladı:

Sual: Üç gündür Şikago’da Müslüman çatı kuruluşlarınca düzenlenen MAS-ICNA Kongresi’ndesiniz, Müslüman kanaat önderleriyle görüştünüz. Bu kongreyle ilgili ve Müslüman kanaat önderleriyle görüşmeleriniz hakkında değerlendirme yapabilir misiniz?

Yanıt: MAS-ICNA Toplantısı, Amerikan Müslüman toplumunun her yıl katılmış olduğu en büyük toplantı. Her yıl yıl Noel zamanı Şikago’da yapılıyor ve hakkaten fazlaca büyük bir katılım gerçekleşiyor. Ikimiz de elden geldiğince katılım sağlamaya çalışıyoruz. Doğal burada yaşayan Türk yurttaşlarımız var, onlar katılıyor. Bu yıl Büyükelçimiz (Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Hasan Murat Mercan) ile buradayız, Konsolosumuz (Türkiye’nin Şikago Başkonsolosu Engin Türesin) burada, öteki talebe arkadaşlarımız var. Ikimiz de elden geldiğince hem ülkemizi temsil etmek hem de Amerikan toplumuyla toplumun önde gelen liderleri ile Türkiye arasındaki ilişkileri güçlendirmek için çeşitli görüşmeler yaptık. Oldukça güzel verimli görüşmelerde oldu.

thumbs_b_c_ad8ee286ca21fae2352d3de0ce5c6553

Bildiğiniz şeklinde ABD Müslüman toplumu için Türkiye’nin de hususi bir yeri var. Bu sebeple birçoğu Türkiye’ye geliyor, gelip yatırım yapanlar, Türkiye’ye tatile gelenler var, eğitim programları için gelenler var. Burası ABD’da yaşayan Türklerle öteki Müslüman toplulukların kaynaşması açısından da güzel bir ortam sağlıyor. Burada doğal ABD Müslüman toplumu son aşama çeşitli unsurlardan oluşuyor, burada gruplar halinde onların temsilcileri var. Doğal ABD büyük ülke, ABD’nın fazlaca değişik yerlerinde değişik şekillerde yaşayan insanoğlu var. Biz doğal onlarla bağlarımızı güçlendirmeyi daima önemsedik. Bildiğiniz şeklinde Cumhurbaşkanımız da ABD’ya her vardığında kesinlikle Amerikan toplumunun liderlerini New York’ta olursa New York’ta, Washington’da olursa Washington’da yada gittiği öteki şehirlerde hep kabul eder, görüşür. Biz bu ilişkileri genel olarak ABD ile kurduğumuz ilişkiler açısından da önemsiyoruz şu sebeple ABD Müslüman toplumunun önde gelen temsilcileri, liderleri burada siyasetten ekonomiye, medyadan mahalli siyasete kadar fazlaca değişik alanlarda değişik pozisyonlara sahipler ve onlarla ilişkileri güçlendirmeyi de bizim ülkemiz açısından önemsiyoruz.

thumbs_b_c_ecb4a567f23bf9721a6546464a1347e1

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI ABD’YE ORTAK MEKANİZMA İÇİN MEKTUP GÖNDERDİ

Sual: ABD ile ilişkilerden bahsettiniz. 2021 bitmek suretiyle ve ortalama bir senedir Washington’da yeni bir yönetim var. Mevkidaşınızla onlarca defa görüştünüz. Bizlere 2021’de Türk-Amerikan ilişkilerini, yeni yönetimin yaklaşımlarını kapsayacak şekilde değerlendirebilir misiniz?

Yanıt: Şimdi Türk-Amerikan ilişkilerinin fazlaca köklü uzun bir zamanı var. Stratejik ortaklık düzeyinde tanımlanmış bir ilişki ek olarak NATO bünyesinde de iki bağlaşık ülkeyiz. Fakat dönem dönem Türkiye’nin ulusal çıkarlarını dikkate almayan Amerikan politikalarının, bu müttefiklik ruhundan uzaklaştığına da tanık oluyoruz. Türk-Amerikan ilişkilerini gölgeleyen, zehirleyen 2-3 temel mevzumuz var üstünde mutabakat sağlayamadığımız. Bunlardan bir tanesi; (Barack) Obama döneminden beri devam eden Amerikan yönetimlerinin PYD ve YPG’ye verdiği destek. Biz bu desteğin baştan beri yanlış bir siyaset bulunduğunu söyledik, değiştirilmesi icap ettiğini de yeniden yeniden ifade ediyoruz. Bu sebeple bir kez DEAŞ’a karşı savaşım için eğer PYD ve YPG’ye bir destek verildi ise ilk olarak ilkesel olarak bir terör örgütünü bir başka terör örgütünü destekleyerek ortadan kaldıramazsınız. İkinci olarak; Suriye’deki YPG ve PYD’nin PKK’nın Suriye kolu bulunduğunu da hepimiz biliyor. Bunu Amerikalılar da biliyor; ötekiler de biliyor. Üçüncü olarak; burada bilhassa Suriye toplumu içinde de büyük rahatsızlıklar yarattığının altını çizmek gerekiyor. Bu sebeple bir grubu çekerek, kısaca Suriye muhalefeti ve toplumu içinde bir tek bir etnik grubu yada o grubun içinden de belli bir grubu kısaca PKK ya destek veren veya PKK’lı olan bir Kürt grubu yanınıza çekerek bir Suriye politikası inşa etmeye kalkarsanız, bunun Suriye içinde de Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasal birliği ve geleceği açısından da büyük sorun olacağı ortada. Temel ihtilaf mevzularımızdan bir tanesi bu.

İkincisi; S-400 meselesinden dolayı Türkiye’ye haksız şekilde uygulanan CAATSA (ABD Hasımları ile Yaptırım Yöntemiyle Savaşım Yasası) yaptırımları var. Gene bu çerçevede F-35 programından Türkiye’nin çıkartılması şeklinde haksız ve hukuksuz bir uygulamayla karşı karşıya kaldık.

Üçüncü olarak da FETÖ mevzusunda, ABD’deki FETÖ’nün yapılanmasıyla ilgili bizi doygunluk edecek düzeyde somut adımların atılmamış olması, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin temel ihtilaf noktalarını oluşturuyor. Bizim beklentimiz, doğal burada Türkiye’nin ulusal çıkarlarını dikkate alan bir siyaset gözden geçirme sürecinin hayata geçirilmesi. Biden yönetimi iş başına vardığında, Trump döneminden sonrasında biz kendileriyle her düzeyde temaslar kurduk ve bu konulardaki kaygılarımızı endişelerimizi ve taleplerimizi dile getirdik, getirmeye de devam ediyoruz. Son olarak bildiğiniz şeklinde Roma’da G20 Zirvesi marjında Cumhurbaşkanımızın Sayın Biden ile yapmış olduğu görüşmede, gene bu mevzular etraflı şekilde ele alındı. Yalnız bu ihtilaf edilen mevzular değil, Kafkaslar’daki gelişmeler, Suriye’deki süreç, Irak, terörle savaşım, Doğu Akdeniz ve öteki mevzular, Ukrayna’daki gelişmeler de etraflı şekilde ele alındı.

O görüşmenin neticesi olarak da Türkiye ABD ilişkilerindeki tüm mevzuları ele alacak bir mekanizmanın kurulması mevzusunda da mutabık kalındı. Şu anda Dışişleri Bakanlığımız, ABD tarafına bir kağıt gönderdi. Bununla ilgili bu mekanizmanın yapısının iyi mi olacağı, hangi konuların ele alınacağı ve sürecin iyi mi işleyeceğine dair. Bununla ilgili çalışmamız da devam ediyor. Kapsamlı şekilde biz, bu ilişkileri karşılıklı çıkar ilişkisi ve saygı temelinde, eşit, adil, saydam bir ilişki olarak yürütmek istiyoruz fakat bunu yaparken doğal ki Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları, öncelikleri, tehdit algısı her şeyden ilkin gelir. Bu çerçevede bu ilişkileri doğru bir zeminde ilerletebilmek ve pozitif bir gündemle hareket edebilmek için de görüşmelerimiz devam ediyor ve bundan sonrasında da bu yöndeki çalışmalarımız sürecek.

Sual: Türk-Amerikan müdafa heyetleri içinde görüşmeler var, sizin de bahsettiğiniz üstüne Dışişleri Bakanlıkları içinde bir mekanizma kuruluyor. Sizce, Türkiye ile ABD içinde yeni bir sayfanın açılması mümkün mü? Bu mevzuda gelecek yıla ilişkin beklentiniz nedir?

Yanıt: Belli şartlar yerine getirilirse, bilhassa Türkiye’nin tehdit algısı ve ulusal güvenlik çıkarlarıyla ilgili mevzularda bazı adımlar atılırsa yeni bir sayfa normal olarak açılır. Bu ilişkiler, fazlaca daha pozitif bir gündemle ilerleyebilir fakat kısaca temel meseleleri görmezden gelmiş olarak veya erteleyerek yol almamız doğal ki mümkün değil. Buna karşın biz, pozitif bir gündemle bu sorunları çözmek için müdafa sanayinden terörle mücadeleye, ticaretten bölgesel mevzulara kadar her alanda gene söylediğim şeklinde karşılıklı çıkar ilişkisine, saygıya dayalı bir birlikteliğin geliştirilmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz.

“UKRAYNA KRİZİ KONUSUNDA TÜRKİYE’YE BİR ROL DÜŞERSE TÜRKİYE, BUNU OYNAYACAKTIR”

Sual: Batı ülkelerinin başkentlerinde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik ikinci bir işgal girişimine yönelebileceği mevzusunda kaygılar var. Türkiye’nin bu konudaki pozisyonu nedir ve tam olarak Türkiye, bu krizin çözümüne yönelik iyi mi bir yol izliyor?

Yanıt: Ilk olarak Rusya ile Ukrayna içinde yaşanmış olan gerilimi ikimiz de büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Cumhurbaşkanımız da bu mevzuyu hem Sayın (Vladimir) Putin ile hem Sayın (Volodimir) Zelenskiy ile yapmış olduğu görüşmelerde, öteki Avrupa liderleri ile ABD Başkanı’yla ve öteki bölge liderleriyle yapmış olduğu görüşmelerde de devamlı ele aldı ve almaya devam ediyor. Her iki tarafa da bizim tavsiyemiz; bu gerilimi bir an ilkin düşürmeleri. Ukrayna’nın doğusunda Donbas Bölgesi’nde bir askeri çatışmanın yaşanmaması için lüzumlu adımların atılması. Hatta bu mevzuda Cumhurbaşkanımız hem Zelenskiy’e hem Putin’e Türkiye’ye kısaca kendisine, bilhassa Cumhurbaşkanımıza bir rol düşerse bu görevi oynayabileceğini de beyan etti. Burada doğal gerilimin düşürülmesi her insanın faydasına.

Yeni bir askeri çatışma, Rusya’nın Ukrayna topraklarına girmesi, Ukrayna toprakları içinde veya üstünde bazı askeri hareketliliklerin olması, milis güçlerin harekete geçmesi, çatışmaların yaşanması kimsenin faydasına olmayacaktır. Tüm bölgede gerilimi daha da yükseltecektir. Aslına bakarsan bu gerilimden dolayı binlerce Ukraynalı yaşamını yitirdi ve biz ilke olarak, doğal ki Rusya ile iyi ilişkiler içerisindeyiz fakat bununla birlikte Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması mevzusunda da net bir tavrımız var. İki tarafa da tavsiyemiz; bu şekilde bir çatışmadan uzak durmaları, gerilimi düşürmeleri, meselelerini görüşme kanalıyla çözme yoluna gitmeleri. Bu yönde de Türkiye’ye düşen bir rol olursa Türkiye, bunu normal olarak oynayacaktır. Bu sebeple iki ülke ile de eş zamanlı olarak iyi ilişkileri olan bir Türkiye var. Bugün bu özellikte olan fazlaca fazla ülke yok. Kısaca bazı ülkeler Ukrayna’da ilişkiler içinde fakat Rusya ile ilişkileri iyi değil; bazıları da tersi fakat Cumhurbaşkanımızın hem Sayın Putin ile hem Sayın Zelenskiy ile oldukça iyi ilişkileri var.

Kısaca bu zamanda akıllı bir diplomasinin ve etkin bir diplomatik sürecin hayata geçirilmesi noktasında, Türkiye’nin oynayabileceği bir rol olursa doğal ki bunu Cumhurbaşkanımız seve seve yerine getirecektir. Internasyonal toplumun da burada fazlaca dikkatli olması gerekiyor. Gerilimi artırıcı açıklamalar veya tutumlardan ziyade gerilimi düşürmeye ve iki taraf arasındaki sorunlu meseleleri çözmeye dönük bir yaklaşımı sergilemeleri büyük ehemmiyet arz ediyor. Bu sebeple mevzu, bir tek Rusya ile Ukrayna içinde bir sorun değil biliyorsunuz ki. Kısaca daha büyük bir zaviyeden baktığınız süre, sorun birazcık Rusya ile batı ittifakı, Rusya ile NATO, Rusya ile ABD ve Avrupa içinde yaşanmış olan bir gerilimin neticesi olarak Ukrayna’ya yansıyor Dolayısıyla burada kısaca Batı ittifakına ABD’ye, Avrupa’ya- ki ikimiz de o ittifakın bir parçasıyız, o ülkelerle devamlı temas halindeyiz, bir NATO üyesi ülke olarak sürecin içerisindeyiz- Avrupalılara da Amerikalılara da tavsiyemiz; gerilimi düşürmeye dönük sahici, somut, inandırıcı adımlar atmaları. Bu sağlanırsa normal olarak meselenin çözümüne ilişkin mühim bir zemin oluşur, yeni bir iklim oluşur ve bunu desteklemek için de her insanın elinden gelen çabayı göstermesi gerekir. Bizim her insana temel tavsiyemiz bu.

“ERMENİ DİASPORASININ SORUMLU HAREKET ETMESİ GEREKİYOR”

Sual: Moskova, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri normalleştirme sürecine de ev sahipliği meydana getirecek. Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme sürecine ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyim?

Yanıt: Şimdi hatırlarsanız 1992’de Türkiye, Ermenistan’la diplomatik ilişkilerini sonlandırıp sınır kapısını kapattığı süre temel sorun; Karabağ’ın işgal edilmesiydi. Bugün, kısaca geçen yıl yaşanmış olan 44 günlük harp sonunda gelen zaferle artık Karabağ problemi çözüldü. Karabağ, yeniden Azerbaycan toprakları olarak asli yerine kavuşmuş oldu ve 1992’de bizim Ermenistan’da ilişkilerimizi sona erdirmemize sebep olan sorun de ortadan kalkmış oldu. Dolayısıyla artık normalleşmemek için bir sebep yok. Aslına bakarsan Cumhurbaşkanımız da en baştan itibaren Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sürece paralel olarak Türkiye’nin de Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme yolunda adımlar atılacağını ifade etmişti. Dolayısıyla bu yönde de biliyorsunuz ki hususi temsilciler de atandı.

Ben sürecin bundan sonrasında yapıcı şekilde, süratli ilerleyeceği kanaatindeyim. Ermenistan tarafında da bu yönde bir irade var. Bizim aslına bakarsanız irademiz bu mevzuda açık ve net. Ermenistan’a karşı önyargılı bir yaklaşımımız yok. Bizim sınır komşumuz olarak doğal ki sınırın açılmasını, diplomatik ilişkilerin başlamasını arzu ediyoruz. Bunun için belli şartların yerine gelmesi, belli konuların görüşme edilmesi gerekiyor aslına bakarsanız hususi temsilcilerin yürüteceği süreç işte tam da bunu hedefliyor. Burada şunun da altını çizmek isterim; Ermenistan’ın bir yanda Azerbaycan’la bir yanda Türkiye ile ilişkileri normalleştirmesi tüm bölgeye katkı sağlayacağı şeklinde bunlardan daha çok Ermenistan’ın da faydasına olacaktır. Bu sebeple Ermenistan, ufak, yoksul, nüfusu azca bir ülke, denize erişimi olmayan, tecim yolları son aşama sınırı olan bir ülke. Azerbaycan’la bir sulh anlaşması imzalaması halinde Azerbaycan’la ilişkileri gelişecek; Türkiye’de normalleşmesi halinde sınır ticaretinden sınır güvenliğine kadar, Türk Hava Yollarının uçuşlarına kadar birçok alanda değişik gelişmeler meydana gelecek ve tüm bunlar, Ermenistan’ın da Ermenistan halkının da faydasına olacaktır. Bizim devletimizde yaşayan Ermeni vatandaşlarımızla da fazlaca iyi ilişkilerimiz var. Bizim onlara karşı bir ayrımcılık yapılması, bir hücum olması durumunda Tanrı korusun, biz daima fazlaca net bir tavır aldık. Her düzeyde Türk Ermeni toplumu ile ilişkilerimiz var. Bir sorunları olduğunda bizlere her an ulaşabilirler.

Ermenistan’la normalleşme, kesinlikle Türkiye Ermenilerin de Ermenistan’la daha rahat ilişki kurmalarını sağlayacak, başka alanlarda da rahatlamalar getirecektir fakat burada bilhassa dünyanın iki ülkesinde, kısaca Fransa ve ABD da yoğunlaşmış olan Ermeni diasporasının da görevli hareket etmesi gerekiyor. Bazı takıntılar üstünden 1915 vakalarını ‘soykırım’ diye iddia edip bunu bir ön koşul şeklinde gündeme getirmenin artık bilhassa bu noktadan sonrasında hiç kimseye faydası olmayacak. Artık Kafkaslar’da yeni bir sayfa açıldı, yeni bir dönem başladı ve diaspora topluluklarının da bu gerçeği görmesi gerekir, Ermenistan’ın faydasına ve bölgenin menfaatine olacak bir tavır ve tutum içinde olması gerekir. Bu gerçekleşirse buradan hepimiz istifade eder. Kafkaslar’da, yeni bir sulh ve istikrar periyodu adım atar ve bundan tüm ülkeler müstefit olur.

“TÜRKİYE OLARAK LİBYA HALKININ, MEŞRU YÖNETİMİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Sual: Bildiğiniz suretiyle, Libya’da seçim süreci tıkanmış durumda, seçim ertelendi ve ülkede siyasal belirsizlik sürüyor. Türkiye, bu krizi aşma mevzusunda ne öneriyor ve krizin çözümü mevzusunda Ankara’nın katkılarından bahsetmeniz mümkün mü?

Yanıt: Baştan beri Libya’da siyasal süreci sonuna kadar destekledik, bundan sonrasında da desteklemeye devam edeceğiz. Seçimler, bu siyasal sürecin adımlarından ve aşamalarından biriydi. Biz, yapılması yönünde lüzumlu telkinlerde bulunduk fakat oradaki şartlarına uygun olmadığı için Libyalılar kendi aralarında bir mutabakatla seçimlerin ertelenmesine karar verdi. Şimdi doğal ne kadar ertelenecek, erteleme sürecinde neler yaşanacak, bu süreci kim iyi mi yönetecek, bu sürede bir sonraki seçimlere kadar siyasal parti yasasından anayasaya kadar değişik mevzular iyi mi yoluna koyulacak, bu mevzuda Libyalılar içinde devam eden bir siyasal görüşme süreci var ve biz bunu destekliyoruz, desteklemeye devam ediyoruz.

Libya’da doğu, batı ve cenup gruplarının kesimlerinin bir araya gelmesi ve meşru bir siyasal süreç içinde meşru aktörlerin yer alması baştan beri desteklediğimiz bir şey aslına bakarsanız. Bu süreçte biliyorsunuz ki; Libya ile mühim antak kalma imzaladık. Birisi; Deniz Yetki Anlaşması diğeri de Askeri İşbirliği ve Eğitim Anlaşması. Bu anlaşmalar geçerliliğini aynen koruyor. Bununla ilgili bazen Libya’nın içindeki bazı gruplardan veya bazı bölge ülkelerinden itirazlar gelse bile Libyalılar bu mevzuda son aşama açık ve net bir tutum içinde. Kısaca meşru Libya hükümetinin bu anlaşmalarla ilgili bir itirazı söz mevzusu değil ve bu anlaşmaların aynen devam etmesi yönünde iradeleri var. Bu bizim için sevinç verici. Dolayısıyla gerek güvenlik noktasında gerek siyasal sürecin desteklenmesi gerekse Libya’nın tekrardan inşası ve altyapısının güçlendirilmesi mevzusunda Türkiye olarak, Libya halkının, meşru yönetimin yanında olmaya devam edeceğiz. Ümit ederim; bu yeni siyasal süreç herhangi bir gerilime, çatışmaya yol açmadan en kısa zamanda yeni bir takvimle, saydam bir yol haritasıyla her insana duyuru edilir ve artık ne süre yapılacaksa seçimlerin takvimi, ne şekilde planlanacaksa Libyalılar tarafınca, onların yönettiği süreçte ikimiz de destekleyici, kolaylaştırıcı bir erkek oyuncu olarak onların yanında olmaya devam edeceğiz.

“2020 YILI, GÜVENLİĞİNDEN EŞİT ŞEKİLDE İSTİFADE EDEBİLDİĞİ BİR YIL OLUR”

Kalınca, 2021 yılının zor bir yıl bulunduğunu, Kovid-19 salgınının etkilerinin bu yıl da devam ettiğini gördüklerini belirterek şunları kaydetti:

“Bunun insanların toplumsal mobilitesine, bireysel hayatına, doğal ki küresel ekonomiye, ulusal ekonomilere ve bölgesel gelişmelere fazlaca değişik tesirleri oldu. Naturel afetler yaşandı. Ümit ederim 2022 yılı; çoğumuz için barışın, refahın, istikrarın, güvenin yeniden inşa edilmiş olduğu ve yayılmış olduğu, her insanın dünyanın değişik nimetlerinden, zenginliklerinden, sulh, istikrar ve güvenliğinden eşit şekilde istifade edebildiği bir yıl olur. Türkiye olarak hem kendi bölgemizde hem de küresel mevzularda, bu yönde Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu görevi oynamaya devam edeceğiz. Kendisi uzun bir süredir ‘Dünya beşten büyüktür’ diyor. Hakkaten salgının yaşandığı dönemde küresel sistemin ne kadar kırılgan bulunduğunu, dünyanın beşten ve öteki ülkelerin toplamından daha büyük bulunduğunu bir kez daha gördük. Bununla birlikte gene Cumhurbaşkanımızın ‘daha adil bir dünya mümkün’ diye bir çağrısı var. Bununla ilgili de kitap yazdı. Bu, bir tek BM Güvenlik Konseyi’nin veya BM yapısının reforme edilmesiyle ilgili teknik bir davet değil. Dünyada adaletin hakim olduğu, gerçek manada ekonomik-siyasi ve toplumsal adaletin hakim olduğu, varlıklı ile fakirin, kuzeyli ile güneylinin, avantajlı ile dezavantajlı ve doğu ile batı arasındaki farkların uçuruma dönüşmediği, farklılıklarımızın zenginlik olarak deneyim edilmiş olduğu bir dünyanın mümkün bulunduğunu söylüyor.

Bu yönde doğal çevre krizinden iklim değişikliğine, ekonomik kaynakların adil şekilde paylaşılmasına, güvenliğin, barışın, istikrarın teminine kadar her ülkeye en büyüğünden en küçüğüne kadar büyük roller düşüyor. Ümit ederim 2022; bu farkındalığın ve bilincin yükselişe geçmiş olduğu, aklın, vicdanın, duygunun, insanlığın, merhametin ve şefkatin hakim olduğu, dünya siyasetinin yönlendirildiği bir yıl olur.”

(AA)

ANASAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Omicron'da yeni belirti! El ve ayaklara dikkatOmicron’da yeni emare! El ve ayaklara dikkat
Omicron paniği! 7 Avrupa ülkesi Türk yolcuları kabul etmeyecekOmicron paniği! 7 Avrupa ülkesi Türk yolcuları kabul etmeyecek
Milli Eğitim Bakanı Özer'den 'randevu' açıklamasıUlusal Eğitim Bakanı Özer’den ‘buluşma’ açıklaması




Kaynak: webhane.com

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?